29 Mart 2009 Pazar

güzel olmazmıydı...

*Derin'in kelimeleri olsa elimdeki şişlerde, ilmek ilmek örsem söylediklerini, üşüyünce başıma sarsam, güneş açınca tiril tiril giysem...
*uyumamak için "hadi sobbet edelim kıskısa" dediğinde konuşsak konuşsak ama durmaz ki zaman, ben onun göz kapakları olsam perde perde insem gözlerine, uyku diye bana uyusa, sabahında bana uyansa...
*saksıları kule yapıp üstü üste koyduğunda, onun o kurtçuk yaptığını parmaklarını alsam, diksem saksıya, sevgimle sulasam, çiçek çiçek Derin açsa penceremde...

güzel olmazmıydı...

24 Mart 2009 Salı

kıssadan kurgu...

hani diyorum tıkanırsan yine bir gün apansız, güneşin bulutların arkasına saklanıp sonsuz bir saklambaç oyununa katıldığını ve o beklenen sobenin hiç olmayacağını düşünürsen, mutluluk derin dondurucuda senin tarafından kullanılmayı bekliyorken sabırsızca, enerjinde eksi (-) seviyelerde geziniyorsa, yapman gereken tek şey var... biliyorsun... kafanı çevirip yanında fısır fısır konuşan yada parkta kendi kendine mırıldanarak oyun oynayan bir çocuğa kulak ver... emin ol o aslında çözmüştür evrenin sırrını... mutluluk onun elindekiyle yarattığı dünyada saklı... ve eğer sen dinlemeyi biliyorsan, aydınlık bir dünyada mutluluk balonları karşılayacak seni, elinde horoz şekerlerle... tadına bak o şekerin... damağına yayılan yakıcı şeker tadı kalbini de eritecek... unutma...

nerden mi biliyorum... tecrübeyle sabittir... şöyle ki;
bugün...
anne kaynağı belirsiz bir sıkıntıyla dans edercesine evi arşınlıyor...
evin mercimeğinin elinde 2 tane sulu boya fırçası var...
kısa olan derin (mercimek), uzunu annesiymiş (hani o canı sıkılan)
hikaye başlıyor...
anlatıcı : derin...

anneee, bak şindi...
bu derin (kısası), bu da annesi (uzun olanı gösteriyor)...

epberaber babanneye gidiyolaaarmışşş.
derin koşmuuuuuş, annesi kızmııııış... derin yorulmuş... aaaa anne bak, annesi derini kucaaaaana aaallmış. sooora annesi yorulmuş... derini bırakmış. derin ağlamış. derin koşmuş ... derin düşmüş...

annesi kızmış. koşma bak demiş. gidiyorum ben demiş. derin gitmeee demiş, ağlamış...
soora annesi derini bidaaaa kucaaaana almış...
sooora çok yorulmuş. uyumuşlar...

bana şimdi bahar geldi... darısı başınıza...

kendimi dinliyorum...

herşey Derin'e aylar önce yaptığım parmak kuklayı konuşturma hevesiyle başladı... ben yemek yaparken, Derin uzun zamandır oynamadığı kuklasını bulmuş ve onunla dertleşiyor... adı bile var Selin...
-selincim senlen top oynıyalım mı?... seliiiiinnnn, kime diyorum.... kimin adı Selin?
-haydi haydi haydi (eller çırpılır olaya dinanizm katmak adına) hayyydiii sallanmıyooooozzzz, koşmaca hadi koşmaca....
-selin altını kirlettin mi? aaaaa kızaaaamış popo... sucuk mu dokundu sana bebişim? kiyem süriiim... aaaaa ağlamak yok, iyaç bu iyaççç.... bak acııısa söle pamam mı? hemen yıkıcaz o zaman.
-selin sen yeeeeedesin (eline geçirdiği kuklayı çerçevenin arkasına saklamış) aaaaa buudamış. seni yalamaz. buuudamısın tontişim....
-selin sen benim tııııtılımsın.
-selin emekler aaaazda tutulmasss.... miden bulanır, soora kusaaaarsın. böyle böööğğğhh diye. ay çok yivrenç.
-selin çişimisi kooosete yapıyos. soora popo acır yaaa. bak yine altına yapmış. seni çişli.
-alo selin, aşkım sen yapıyosun yaaa... heeee ekmek al, bide kokoooolu süt. güşüüzzz...
-aaaa selin. buyası nooomuş yaaa.. heyeeeeler kokoolu bisküvü... aaaaa selin allah kaybetmesin (allah kahretmesin) deme amaaa. çok ayıp öööle denmez.
-selin sen çok cimcimsin.... ay canım yaa, anne şuna bak çok canım dimi yaaa....
-selin sen beni sevmiyosun... git buudan...
...

ben yemek yaptığımı zannederken, aslında kendimin Derin'in zihnindeki yerini dinliyorum.... hımmmm düşündürücüyüm biraz....

aaa unutmadan.... bu aralar seçim otobüsleri bangır bangır sokaklarda dolanıyorlar ya hani kına gecesi müzikleri kıvamında parçalarla... bizde nasibimizi aldık sayılır....
ipucu : derinin babannesinin adı Saadet...
ve saadet partisinin otobüsü geçerken sokaktan, Derin kulak kabartıyor çalan şarkıya...
-annneeeee babannemi arasana bak onu çaaaarıyolarr....
dedi...
güldüm...
aramadım....
kıskandım....

18 Mart 2009 Çarşamba

bir varmış, hep olsunmuş...

bu aralar 1 varız, 5 yokuz... yokluğumuzda dizimizi kırıp oturmak yerine gözlemliyoruz... farkındalıklarımız artıyor, yeteneklerimiz gelişiyor, biliyoruz...
mesela... derin'in eline kalem kadar hamur da yakışıyormuş... onun yaptığı kurabiyelere şeker koymaya gerek yokmuş... ve kurabiyelerin bitmiş halini fotoğraflamaya hiçççç gerek yokmuş... zaten yapandan belliymiş, lezzetinin tarifsizliği...
ancak bu kurabiyeler yenmezmiş... çünkü dışarda bebekçilik oynayıp bebek sandalyesinde şımararak lahmacun yemek daha zevkliymiş... dudakları büzüp, ağzı yayarak konuşup bebek olmanında hakkını vermek gerekirmiş... hani dedim yaaa kalem de yakışıyor eline diye... işte buyrun burdan yakın... derin ilk anlamlı resmini yaptı... önce benden istedi "kız resmi" çizmemi... ben tüm beceriksizliğimle, onun anlayabileceği kabalıkta robotumsu bir kız çizdim... gözler, kulaklar, burun, ağız ve saçlar... detaylar önemli tabi...

sonra derin aldı kalemi eline...


resmini bitirip de bana gösterdiğinde, ben gözlerimde beliren yaşların sorumlusu olarak ayağımı çarptığım sandalyeyi gösterdim... ama siz biliyorsunuz gerçek sebebini...
bu kız büyüyor... bense sessizce ağlıyorum...

.....
al işte... sanki ailem bana oyun oynuyor... duygusala bağlamış olan bünyem, kızımın, mesken tuttuğu sehpaya yayılmış haliyle babasının elinden patlamış mısır yediğini gördüğüm an tarumar oluyor... ben bu ikiliye bayılıyorum ve müsaadenizle biraz yalnız kalmak istiyorum...
not: derinin çizdiği resimdeki detayı farkettiniz mi??? ben görünce kendimden utandım... bakalım bulabilecekmisiniz...
mutluluklar yanıbaşınızda değil, içinizde olsun... ve heran hissettirsin varlığını....
sevgilerimle...






14 Mart 2009 Cumartesi

sen ne istersen, biz o'yuz...

biz birer ateşböceğiyiz, senin etrafında fır dönen. sense tüm albeniliğin ve farkındalığınla şımarık bir güneş... nereye gitsen yanında bitiyoruz istemsizce... kimi zaman salonda koltukların arkasında, kimi zamanda odanda küçücük bir lambanın gölgesinde...
oynuyorsun bizimle... kuyruğuna ip bağlanmış kedinin çaresiz ama mutlu çırpınışları gibi, döndürüyorsun bizi etrafında... olsun mutluyuz biz seninle odanın en dar köşesine sıkışıp evcilik oynarken rengarenk bardaklardan çay içip, plastik mısırı, üzümü dişlemekten...

herşeyi usulünce yaptığını görmek mutlu ediyor bizi, birde çayımızı sanki ellerinle demlemişsin gibi, bizden bir "eline sağlık" dememizi beklerken nasılda meraklısın... çayı karıştırmadan içmek olmaz ama azıcık şekerle... birde hüüüpppp diye hakkını vererek içmeli çayı, sornasında da hııımmmm demek gözlerimizi kapatarak.... sende sormalısın, "nepis mi oomuş baba" babanda demeli ki "balll gibi olmuş, senin gibi çok tatlı"... sonra "aaapiyet ooosun" gelmeli arkasından, tadı çıkarmı sonra mizansenin...
yetmez bazen çay içmek mısırı dişlemek... o zaman tekrarlıyoruz 15703. kez doğumgünü kutlamanı... herzaman oyuncak pastamızı bulmamız kolay olmuyor tabi, o zaman biraz hayalgücü katmalı olaya... mesela... plastik bardaklar pasta, bowling labutları da mum olabilir dimi aslında... ve başlıyoruz mum üflemeye sıkılmadan, çünkü 986543'e daha çok var...
biterse tüm oyunlar (bize göre) hemen başlıyoruz pilatese... "yefes aaaaaal, yefes veeeeerrr, hhııımmm, püüüffff, kaaanını çek baba ooomas öööle"...
sonra kıkır gülersin bize böyle... zaten herşey bunun için değil mi???

12 Mart 2009 Perşembe

derin'in bıdırdadıkları...

sabah bir kafa karışıklığıyla uyandı.
derin -anneee şeeeket kim?
ben - annecim ben tanımıyorum şevket diye birini, kim o?
derin - yaplak dükümü varyaaa.
ben - hımmmmm.... evet orda vardı ...

akşamda uyku öncesi kikirdemede;
derin - anne tocuk bir atladı top havusunaaa, heryerler suuuuuu... pis tocuk (top havuzuna atlayıp heryerin nasıl olup da ıslandığına takılmıyorum bile)
ben - annecim kim atladı havuza ben görmedim?
derin - bilül... aşkiyeni'de (aşk-ı memnu- behlül)
ben - tamam ben söylerim ona bir daha öyle atlamaz.
derin - pamam söööle, ben şok kooktum.

derin ve ben anane ve teyzelerle birlikteyiz. ortam derinin şımarmasına gayet müsait. bir teyzem alıyor kucağına bir annem, kızımda ağzını yaya yaya konuşuyor tüm şımarıklığıyla. ve uyku saati geldi... annem derini uyutmak istiyor ancak derin tüm şımarıklığıyla ağlıyor ve beni istiyor. bende annemle biraz daha vakit geçirsinler diye annemle uyumaya ikna etmeye çalışıyorum derini...
ben - annecim sen ananeyle yat, ben ellerimi yıkayıp gelicem yanınıza,
diyorum ancak ikna olmuyor. birlikte gidiyoruz uyumaya... 20 dakika sonra uyumayan ve benden sıkılan derin beni postalıyor,
derin - anne sen ellerini yıkamaya git, ananem gelsin, masal okucam ona...

bu şirine benimle kesin kafa buluyor... onu kandırdığımızı ikimizde biliyoruz demek...

artık oyalama dönemi kapanıyor sanırım. hadi hayırlısı...

11 Mart 2009 Çarşamba

susarsan olmaz ki...

bizim evde bir elektrik süpürgesi var uzay mekiğine benziyor. ve derin şekerinin üzerine çıkıp havalanarak yere atlamak en büyük eğlencesi... benim bazen yüreğim ağzıma geliyor o zıplarken, dengesini kaybedip kafasını bir yere çarpacak diye sürekli telkinlerde bulunuyorum.... - annecim dikkat ediyoruz dimi, yerdeki oyuncakları kaldırıp öyle atlıyoruz (?) dimi annecim. sonra ayağımıza batar, ayağımız acır..... bıdı bıdı diye.
bugün derin yine elektrik süpürgesinin tepesinde ve ben sadece durup karşısında onu izliyordum. o çıktı makinenin tepesine, benden bir söz bir uyarı bekliyor. ben sadece onu izliyorum. merakla... hiçbir tepki vermeden, öyle kızgın kızgın değil, sadece bakıyorum. derin'le bakışıyoruz böyle sessiz sessiz. ve derin diyor ki;
-ikkat etcem (dikkat değil ikkat), yoksa ayaaaaam acır... yaaa anne ikkat etcem tamammmm...
ben - ....... (sadece izliyorum)
derin - yaa anne bak oyncak yooook, yaa anneeee zıplıcaaammm.
ben - ........
derin - yaa anneee yütfeeennnnn.... zıplıyım mııııı?
ben - ........
derin - yaa anne ooofff yaaaa.... zıplıcam işte.
ben - .......
derin - anne bak şindi, zıplaaasam ayaaam acır. bak oyncak yok, acımas ayaaaammm.
ben - .......
derin - yaa anne yaa... elimden tut zıplıcam.
ben - .......
derin - ooffff yaaa offffff... makapaka izleyelim mi?
ben - tamam kızım in ordan izleyelim...
derin- annneeeeee çok sevdim seni... zıplıyım mı?
ben - :):):):):):)

ve derin zıplayarak aşağıya atlar... benim gülmem ona göre onaydır....
şimdi ben düşünüyorum. sadece tepkisiz bir şekilde bakarak acaba ona ne dediğimi anlatabildim mi yoksa bu kız benimle kafa mı buldu?

birde uyku öncesi kikirdemelerden bir kuple,
derin - anne apsideyzi (upsy daisy-gece bahçesi) kim? apsdeyzinin adı ne?
ben - apsideyzinin adı apsideyzi...
derin - haaaayıııır. apsideyzinin adı esma... (karşı komşunun kızı) esmanın adısı da cumuş (cumhur-babamız oluyor)...
ben - annecim hadi uyuyalım... kafan karışmış senin birazcık...
derin - anneee benim adım ne?
ben - bebeğim senin adın derin biliyorsun.
derin - benim adım zeynep.... (buda başka bir arkadaş) ben otusikis yaşındayım...
ben - vahh yavrumm benim... hemen uyumalısın...

10 Mart 2009 Salı

el-leşmek...

elele gezsek, elalemin içinde, "el ne der olmaz" dersen, el atarız bir taksiye gideriz elinin körüne... el-ayak çekilince döneriz evimize. el altından aldığım viskiyi yudumlarken atarım elimi omzuna... ellerin bomboş kalmasın, seni eller almasın, el-pençe divan olmuş sana bu yürek, gel.. elden ayaktan düşmeden. gösterelim ele-güne el mi yaman bey mi yaman...


saçma oldu biliyorum... hasta yatağımda yatmıyorken (evet hiç yat-a-madım maalesef, sürekli dolandım durdum ve tabi hem bünye hem beyin tarumar oldu) kelimeler uçuştu beynimde... birkaç gündür yazmayınca insan giriş-gelişme-sonuç kısımlarını unutabiliyor. bakınız yukarıdaki paragraf...

kelimelerim, resimlerim gitti aklımdan... sanırım virüsleri gebertmek isterken beynimin duygusal ve üretken kesimlerine de zarar verdim... bir formatlamak gerek bünyeyi de... yine buralarda olacağım ara ara... ancak saçmalamadan geri dönmeyi umuyorum...

not. haaa iyileştik yaa çok şükür. yorum yazan mail atan herkese kocaman teşekkür.... yakında yine fink atıyor olacağım ey cemaatül blog... yani umarım...

öpücük....

8 Mart 2009 Pazar

son dakika...

şimdi aldığımız bir son dakika haberi ile karşınızdayız.
dünya tatlısı derinovski ve annesi duygumtrak ortalıkta kol gezen grip virüsünün çelmesine takılıp, bu rezil mikrobik hayatın içine bodoslama daldılar. duygumtrak tüm özverisi ile brokoli, portakal ve daha adını burda saymakla bitiremeyeceğimiz bitki dünyasının tüm şifa verici elemanlarıyla güç birliği yapıp derinovskiyi ilaçsız bir şekilde ayağa kaldırmayı başarabilmiş ancak hazırladıklarından kendisine ikram etmeyi unuttuğu için hala sürüm sürüm sürünmektedir. demekki neymiş sayın seyirciler, bu karışımların kokusu tadı kadar etkili değilmiş. hazırlarken koklamanın yanında 2 kaşıkta olsa hüpletmek, mideyi sevindirmek gerekirmiş. buda duygumtrak'a kapak olsunmuş....
gelişmeler bununla da sınırlı değil tabi... derinovski ve duygumtrak'ın bu savunmasız anını fırsat bilen virüs denyoları sadece onların bünyelerini altüst etmekle kalmamış caaanım duygumtrak'ın sosyalleşmesine "hadi nokta koyamam ama belki bir virgül atarım düşüncesiyle" o güzelim bilgisayarının da içine gecekondu misali konmuşlardır... yani anlayacağınız güzel ve sayın seyirciler duygumtrak'ın birkaç günlük yokluğunun yegane sebebi bu virüs denen mendeburdur, hemde her türlüsü...
aaa sanmayın ki duygumtrak hasta olduğu için unuttuuu.... HAAAYIIIRRRR... şimdi kendisine bağlanıyoruz... evet sendeyiz Duygumtrak...
fırk fırk... eee merhaba güzellerim :) üzerinize afiyet biraz üşütmüşüm de... ama unutmadım efendim, unutmam, kimse bana unutturamaz... susmuyorum işte biliyorum susarsam sıra bana gelir... susmuyorum ve bağırıyorum böğüre böğüre...
kutluyor efendim hepimizin gününü.... DÜNYA KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN, çalsın davullar zurnalar teyy teyyy...
aaa birde kandil bugün... e hadi mübarek olsun....

evet sayın seyirciler duygumtrak'ın coşku dolu kutlamasına da bizde gönülden destek veriyor, kendisine ve derinovskiye acil şifalar diliyoruz ve en kısa zamanda kendisini aramızda görmek istiyoruz...

mutlu haftasonları...

4 Mart 2009 Çarşamba

artık yayınlıyorum...

nihayet baharla birlikte açık havada park sezonunu açtık... bundan böyle parklarda yatılıp kalkıla ey ahali...

havanın güneşini, sıcaklığını test ettik onayladık, üşenmedik yayınlıyoruz...
hey sen!!! bakalım fotolardaki farkımızı anlıycakmısın???

istersen birde böyle bak...

evet evet alıştık... zor olmadı... şükür!!!



1 Mart 2009 Pazar

finesettimana...

umutluyum senden mart ayı... hayallerimi içindeki 31 güne bölüştürdün ve sıralarının gelmesini bekliyorsun gerçekleştiğini görmem için değil mi?
bugünden başladın bile... hani ben dün istemeden Duygu ablalıktan Derin'in annesine terfi etmiştim ya, meğer farkında olmadan buna bayağı bayağı içerlemişim.
bu sabah sanki gece enseme bir çip takılmış gibi aklıma ilk gelen yeniden keman çalmayı istemem oldu. ama sanırım çip çoklu kodlardan oluşuyor olmalı ki, kemanın yanına çok yakışacağını düşündüğüm İtalyanca gramer kitabım düşüverdi kucağıma...
sanırım Derin'in annesi; içinde yaşayan çeşitli kadınların bünyeyi ele geçirmesiyle, çok karakterli kişilik bunalımı yaşayan bir anne artık.
güneşin bugün yüzünü göstermesiyle de , hayat belirtilerini yakaladığım kanım damarlarımda top koşturuyor şuan. içimdeki kadınlardan bunalgül'ün beni terkedip, international Duyguyla tanışmamı kutluyorum... ingilizce'nin artık suyu çıktı yaaa (hımmm hala derdimi anlatabilecek kıvamın bir adım ötesine bile gidemedim) melodili bir dil olan İtalyanca yine gündemimizde. ve tabi bu gündem çeşitli hayalleride beraberinde getiriyor. belki bir gün evimde çeviri yaparak o çok istediğim home-office olayını tekrar yaşayabilirim. tabi çeviri işi, hakkıyla "buonanotte" demekten geçiyorsa.. öyle olmasını hayal ediyorum çünkü sadece bunu öğrendim :) (iyi geceler)
italyanca bana hep romantik komedi filmlerini çağrıştırıyor. sanki italyanca hiç gerilim yada dram çekilemez, bu dil sadece aşk için eğlence için varmış gibi... e tabi romantizmde kemansız olmaz diyen klasik bir kadınım ben... bugün evde kah "come ti chiami?(isminiz ne?), mi chiamo duygu derken, kah buna bütünlük oluştursun diye kemanımı gıygıyladım...
temizlik, yemek, ütü mü dediniz... kemanımı tutarken hiçbişi göremiyorum yaaa...

peki derin??? o babayla parkta kudurdu bugün... ben güneşi evimde keman çalmaya çalışarak selamladım... buongiorno...

ama Derin'in eve gelipde, öğlen uykusunu uyuyup, uykudan da panik halde uyandığı anı paylaşmadan geçemicem...
uyandı ve korkmuş bir ses tonuyla bana seslendi yanına gittiğimde;
-anne benim saçlarım yok mu? diye sordu... sanırım yine kötü bir rüya gördü...
-annecim var saçların bak istersen toka takalım.
-ı ıhhh istemiyom böööle kalsın (saçlarını iki yana savurarak).
acaba rüyasında kendini kel mi gördü...

gün içinde ben kemanımı bir taraflara bıraktım. derin doğunca gördüğü muameleyi tekrar hatırladı kemanım... üzülüyorum onun adına... ama önceliğimiz mercimekten yana...
ve derin buyurdu...
derin-anne benim adım ne?
ben-hımm unuttum sen söyle adını.
derin-benim adım Derin
ben-hayır senin adın çapkın kız.
derin-hayır derin.
ben-hayır çapkın kız...
derin- deerrriiinnnn.
ben-peki senin adın selena.
derin-hayır benim adım çapkın kız... :) (ve kahkahalar)
ve yine derin -hihihihi şşşooookkk komikkkk....

tamam bu kadar şımarıklık yeter...
bugün özel bir anlamı daha var benim için...
11 sene önce bugün, o büyük otelin roof'unda şehrin bir bölümüne kuşbakışı bakarak kadehlerini nice mutlu senelerini birlikte, elele gözgöze geçirmeye kaldırdılar... aynı sene ekim ayında biri sonsuzluğa kucak açacağını bilemeden, o 1 mart gününü doyasıya yaşadılar... 11 sene önce evliliklerinin 17. yılını kutladılar... bu birlikte kutladıkları son yıldönümleriydi annem ve babamın... bugün evliliklerinin 28. yıldönümü... 17 yıl bir yastıkta, 28 yıl aynı ruhta kaldılar... annem ve babam 1 mart günü evlenmişler ve ben aynı sene 1 aralıkta dünyaya açmışım gözlerimi... tam 9 ay sonra... yani bugün benim tohumlarımın atılışının yıldönümü... kutlu olsun...